Koray ÜLGER
AHLAK DERSİ
15.04.2018

Celadetli cihan padişahı, Allah’ın lütfüne mazhar olan şecaat sahibi bir din hamisidir. Bahtı yüce, taç ve taht sahibi olan ulu padişah, sulh ve nizam için nice fütuhatlar yapmış ve aynı zamanda hilafet ile saltanatı da cemetmiştir.

Himmeti âli, ilim ve irfana meftun olan cihan padişahı ulema ve meşayih ile sohbet etmeyi kendine şiar edinmişti. Onun en çok zevk aldığı ve meftun olduğu şey ilim ve irfan meclisleri idi. Her gün üç saatten fazla uyumaz, vaktini ilim ve tetebbuat ile geçirirdi. Daha gençliğinde zekası, kararlılığı ve lider tavırlarıyla herkesin dikkatini celp etmişti.

Yavuz Selim, hilim, edep, iffet, nezahet, vakar, ilim, lütuf, kerem ve tevazu gibi ahlak-ı haseneyi nefsinde yaşayarak, nefsinin gayr-i meşru arzularını gemlemesini bilmiştir. Yavuz Selim son derece iffetli idi. Etrafında birçok kadın ve cariye varken, o Kırım Han’ı Mengli Giray’ın kızı olan Hafsa Sultan ile evlenip sadece onunla yaşamıştır. Moskova Prensi’nin hediye olarak gönderdiği beş cariyenin her birini sarayın hizmetini gören kişilerle evlendirmiştir. O büyük padişaha göre, kadınlarla ilişkilerini iyi ayarlamayıp, iffetini muhafaza edemeyen kişilerin, akılları ve idrakleri kıt olur ve zihinlerinde büyük fikirlere yer kalmaz. Yavuz Selim, tâlim ve terbiyesi ile yakından ilgilendiği oğlu Süleyman’a da bu hakikati aşılamak için büyük bir gayret gösteriyordu.

Yavuz Selim, birçok cihetten hünerli, harika bir zekâya sahip, açık fikirli, dimağı münevver, malumatı vasi idi. Hileyi sevmez ve israftan kaçınırdı. O, vezirlerinin de açık, net ve dürüst olmalarını ister ve onlara şöyle derdi: “Bir devlet adamı tüccarlık, karaborsacılık yapamaz. Sermaye peşinde koşan devlet adamlarına, dinimizde, geleneğimizde ve kültürümüzde hoş gözle bakılmaz. Biz de toplayıp saklayan değil, paylaşan ve veren kişi sevilir. Artık bu düzen değişmiştir. Menfaatlerini devletin ve milletin önünde tutanlara asla fırsat vermeyeceğim.” derdi.

Ayrıca o, doğruluğa, celadete, ihlasa, feragate, tedbire ve ileri görüşe meftun ve hayran bir insandı. Menba-yı feyiz ve kemal sahibi olan Yavuz Sultan Selim, saltanatta kaldığı müddetçe adalet ve şefkatle muamele etti.1

Yavuz Selim’de akıl, şecaat, azim, sebat ve iman kemalde idi. Onun celadet ve şecaatini ortaya koyan şöyle ibretli bir hadise anlatılır:

“Yavuz Selim, herhangi bir saray hâlkından ayırt edilemeyecek kadar sade giyinirdi. Sade giyinmesinin sebebini soranlara:

"Vezirlerin ve beylerin süslü giyinmeleri, padişahlarına saygıdan ileri gelir. Biz kime şirin görünmek için süslü giyinelim ki? Bizim Padişahımız, vücudun dışına değil, içindeki cevhere bakar." 

diye çok veciz bir cevap vermiştir. Yavuz Selim’in yanındaki nedimleri ve vezirleri devamlı olarak padişahın güzel elbiseler giymesini söylerler, fakat padişah onların bu sözlerine pek rağbet göstermez ve sade giyinmeğe devam ederdi.

Venedik elçisi Antonio Jüstiniani, bir gün Yavuz Sultan Selim’i ziyarete gelir. Huzura giren elçi, yer öpüp itimatnamesini sunar. Ziyaretten sonra kendisini uğurlayan vezirler: “Padişahımızın elbisesini nasıl buldunuz?” diye sorunca, elçi: “Heybet ve şecaatından yüzüne bakamadım ki, elbisesine bakayım.”diye cevap verir. Başka bir rivayete göre, ziyaretten sonra Yavuz Sultan Selim Han vezirini elçiye gönderir ve “Var elçiye sor bizi nasıl bulmuşlar?..” diye sormasını ister. Sadrazam padişahın emri üzerine elçiye padişahı nasıl bulduğunu sorar ve dönüp Yavuz’a şöyle der:

“Sultan’ım! Venedik elçisi diyor ki: “O’nun kılıcının parıltısı gözümü öyle aldı ki, kendisini göremedim bile.”

Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim Han Paşaya:

“Kılıcımızın ağzı kestikçe kafirin gözü ondan başkasını göremez. Ama Allah (c.c) korusun bir gün kılıcımız kesmez olur da parlamazsa, o zaman küffar bizi hem hor görür, hem de bize tepeden bakar.” der.

Yavuz Selim’in yanında dili tutulan ve kelimeler boğazına dizilen Antonio kendisini uğurlayan vezire: “Selim Han çok zeki biridir. Bizi barışı bozabilecek herhangi bir hareketimize karşı açıkça uyarıyor. Bunu dikkate almamamız ahmaklık olur.” deyince, vezir de “Padişahımın mesajı sadece sizlere değil, hepimizedir. O ikili siyasetten ve gizli yürütülen her türlü ilişkiden nefret eder.” diye cevap verir. Bunun üzerine Antonio: “Padişahın geçenlerde Kuşçular Çarşısı’nda yaptığı doğru mudur?” diye sorar. Vezir hayretle bu hadiseyi nereden duyduğunu sorunca, Antonio; “Bunu duymayan mı kaldı?” diye cevap verir.

Vezir: “Bu hadise hâlâ Şehzade Ahmet’in adını ananlara bir gözdağıdır.” der.

Elçi, ülkesine döndüğünde de kendisine padişahın nasıl biri olduğu sorulmuş, elçi bu soruya şaşkınlık içinde: “Kılıcı öyle parlıyordu ki, yüzünü göremedim."cevabını vermiştir.

Yukarıda bahsi geçen hadise şöyle cereyan etmiştir:

Yavuz Selim Han bir gün tebdil-i kıyafet ederek, çeşitli kuşların satıldığı çarşıyı gezmeye çıkar. Birçok ülkeden getirilen kuşları seyreden Selim Han’ın gözü kekliklerle dolu bir kafese takılır. Bir müddet kuşları seyreden Yavuz Selim Han, o kuşların fiyatlarını sorar. Satıcı, kekliklerin tanesinin bir altın olduğunu söyler. Selim, başka bir kafeste ayrı tutulan bir keklik görünce, onun ayrı tutulma sebebini ve fiyatını sorar. Satıcı; “onun ötücü bir keklik olduğunu, güzel cıvıltısıyla diğer keklikleri başına topladığını, onların avlanmalarını kolaylaştırdığını ve fiyatının da üç yüz altın olduğunu" söyler. Yavuz Selim “Al sana beş yüz altın.” der ve kuşu satın alır. Adam kafesi Selim’e uzatınca, o kafesin içindeki kuşu tutup hemen kafasını koparır. Satıcının ve çevredeki insanların şaşkın bakışları altında hâlâ çırpınan kuşu havaya kaldıran Yavuz, yüksek sesle şöyle der: “Soyuna ihanet edenlerin sonu işte budur!” Böylece tebdil-i kıyafet eden kişinin Yavuz Selim olduğu ve bu hareketi ile devlete isyan eden kardeşlerine bir gözdağı verdiği anlaşılmış olur.

Dulkadiroğlu Alaüddevle, 1515 yılında Turna Dağı savaşında mağlup edilmişti. Mısır Sultanı Kansu Gavri, Anadolu’daki bu fethi protesto için Yavuz Selim Han’a bir elçi gönderir. Gelen elçi, Yavuz’a; Mısır sultanının “Hutbelerde sultanımın adı okunan memleketleri iade ediniz.” sözünü iletir. Bunun üzerine Yavuz, celalli bir şekilde elçiye şöyle der:

“Var sultanına söyle ki, hutbe ve sikkede adının muhafazasını Anadolu’da değil, Mısır’da düşünsün.”

Yavuz Selim’in bu cevabından sonra başını yere eğen elçi, alçak bir sesle; “Ben bunları sultanıma söyleyemem. Bari siz bir elçi gönderiniz de o söylesin.” der. Elçinin bu sözüne tebessüm eden Yavuz: “Elçiye lüzum yok. Mısır’a ben gelirim.” der ve çok geçmeden dediğini yapar.

Alıntıdır - Yavuz’un hayatı

 


Bu yazı 2366 kez okundu.

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.



HAVA DURUMU

ANKARA

SON YORUMLAR

ANKETLER

Bugün Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirdiniz?

Kanal38 © 2018 | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

KANAL38.COM